Gençlere yıllardır aynı cümle kuruluyor: “Çalış, üret, sabret; geleceğini kurarsın.”
Ama artık bu cümlenin gerçekle bağı giderek zayıflıyor. Çünkü bugün birçok genç için mesele geleceği kurmak değil,
bugünü çıkarabilmek. Hayatın en üretken, en hareketli, en umutlu olması gereken dönemi; giderek daha fazla borç,
kaygı, belirsizlik ve erteleme ile anılıyor.
Dünya ekonomisi savaşlarla, enerji krizleriyle ve finansal dalgalanmalarla sarsılırken, bunun yükü herkese eşit
dağılmıyor. En ağır darbeyi yine gençler alıyor. Üniversite harçları artıyor, kira fiyatları yükseliyor, temel ihtiyaçlar
bile bütçeyi zorlar hale geliyor. Mezun olmak yetmiyor, iş bulmak yetmiyor, gelir elde etmek yetmiyor. Çünkü
kazanılan para, çoğu zaman yaşamayı değil ancak ayakta kalmayı karşılıyor. Doların rezerv para gücü de bu tabloyu
daha da sertleştiriyor. Kriz dönemlerinde dolar “güvenli liman” olarak anlatılıyor ama bu güven, gelişmekte olan
ülkelerde yaşayan gençler için çoğu zaman yeni bir yük anlamına geliyor. Dolar yükseldikçe eğitim daha pahalı hale
geliyor, borçlanma daha zorlaşıyor, girişimcilik daha riskli bir alan oluyor. Gençler daha hayatlarının başında,
kurallarını kendilerinin koymadığı bir ekonomik oyunun içinde savunmasız kalıyor.
Sorun yalnızca döviz değil. Enerji fiyatları arttıkça ulaşım pahalanıyor, gıda maliyetleri yükseldikçe sağlıklı ve
düzenli yaşamak bile zorlaşıyor. Barınma meselesi ise başlı başına bir krize dönüşüyor. Gençlerin önemli bir bölümü
artık hayal ettiği şehirde değil, bütçesinin yettiği yerde yaşamayı düşünüyor. Kendi hayatını kurmak, bağımsız olmak,
bir düzen oluşturmak; birçok genç için doğal bir adım değil, neredeyse lüks bir hedef haline geliyor.
Asıl sarsıcı olan ise şu: Gençler artık sadece kariyer planı yapmıyor, hayatta kalma planı yapıyor. Hangi sektöre
girsem daha az riskli olur? Hangi şehirde yaşamak daha mümkün? Birikim mi yapmalıyım, borç mu kapatmalıyım?
Eğitimime devam mı etmeliyim, hemen gelir getirecek bir işe mi yönelmeliyim? Bir kuşağın gündemi, üretimden çok
tutunma mücadelesine dönüşmüş durumda.
Üstelik belirsizlik artık geçici bir dönem değil; neredeyse kalıcı bir ruh hali. Gençler uzun vadeli plan yapmakta
zorlanıyor. Çünkü yarın neyin ne kadar pahalanacağını, hangi sektörün daralacağını, hangi fırsatın bir gecede riske
dönüşeceğini kimse bilmiyor. Böyle bir düzende umut bile ekonomik şartlara bağlı hale geliyor.
Elbette tablo bütünüyle kapalı değil. Dijital çağ, gençlere yeni yollar açıyor. Freelance çalışma modelleri, uzaktan iş
imkanları, start-up ekosistemi ve dijital yatırım araçları yeni fırsatlar sunuyor. Ancak burada da parlak hikâyelere fazla
kapılmamak gerekiyor. Kripto para piyasalarından dijital girişimcilik dünyasına kadar birçok alan, bilgi ve hazırlık
olmadan özgürlük değil yeni bir kırılganlık üretiyor. Hızlı yükseliş vaat eden her alan, aynı hızla büyük kayıplar da
doğurabiliyor.
Bu yüzden bugün gençler için en önemli mesele sadece para kazanmak değil, finansal farkındalık geliştirmek. Geliri
yönetebilmek, riskleri tanıyabilmek, borcu kontrol edebilmek, tasarruf kültürü oluşturabilmek artık bir ayrıcalık değil,
zorunluluk. Çünkü kriz çağında ayakta kalmak, yalnızca ne kadar kazandığınızla değil, elinizdekini ne kadar bilinçli
yönettiğinizle de ilgili.
Bütün bunlara rağmen gençler hâlâ mücadele ediyor. Daha az imkanla daha çok çaba gösteriyor, daha fazla belirsizlik
içinde yine de ayakta kalmaya çalışıyor. Sorun gençlerin yetersizliği değil; onlara giderek daha pahalı, daha kırılgan
ve daha güvencesiz bir hayat bırakılmış olması.
Gerçek şu: Bugün genç olmak sadece bir yaş dönemi değil, ekonomik bir mücadele biçimi. Gelecek kurmak pahalı.
Ama genç olmak artık daha da pahalı. Ve bir ülke, gençlerine ne kadar sabır tavsiye ettiğiyle değil; onlara ne kadar
güvence, fırsat ve yaşanabilir bir gelecek sunduğuyla değerlendirilir. Eğer gençler hayal kurmayı bırakırsa, yarının
ekonomisi de bugünden kaybedilmiş olur.