Sosyoloji literatüründe “otantiklik arayışı” olarak tanımlanan bu eğilim, bireyin yapay olandan uzaklaşıp sahici olana yönelme ihtiyacını anlatır. Alman düşünürlerin sıkça vurguladığı “yabancılaşma” kavramı, bugün belki de en çok sosyal medya üzerinden kendini gösteriyor. İnsan, kendi yarattığı içeriklere bile yabancı. Paylaştığı fotoğraftaki kişiyle aynaya baktığında gördüğü kişi arasında ince ama derin bir uçurum var.Bir zamanlar fotoğraflar anı saklardı, şimdi ise anlar fotoğrafa sığdırılmaya çalışılıyor. Üstelik çoğu zaman o an hiç yaşanmamış bile oluyor. Yapay zeka ile kusursuzlaştırılmış yüzler, hiç gidilmemiş şehirlerde çekilmiş gibi duran kareler, gerçekte var olmayan ama “olması istenen” hayatların sahneleri… Sosyal medya, artık bir vitrin değil; adeta kurgulanmış bir serap.
İnsanlık, kendi yarattığı bu dijital aynada kendine bakarken aslında kendini yavaş yavaş silmeye başladı. Çünkü gerçeklik kusurlarıyla, var olur. Oysa algoritmalar kusuru sevmez. Onlar simetri ister, parlaklık ister, dikkat çeken ama derinliği olmayan bir yüzey ister. Tam da bu yüzden, son zamanlarda yükselen “analog trend” bir moda değil, bir refleks..Bir tür dijital yorgunluğun dışavurumu, haklı bir yürek isyanı…Analog akım tam da burada devreye giriyor. Grenli fotoğraflar, anlık çekilmiş videolar, filtresiz yüzler, eksik cümleler… Bunlar bir estetik tercih değil; bir “geri dönüş çağrısı.” Çünkü insan, kusurun olduğu yerde kendini bulur. Kusursuzluk ise yalnızca bir illüzyondur.
Bugün dikkat ederseniz, en çok etkileşim alan içerikler artık mükemmel olanlar değil; samimi olanlar. Bir kahkahanın yarım kalmış hali, bir sohbetin ortasında çekilmiş bulanık bir kare, plansız bir akşam yemeği… Bunlar, algoritmanın değil kalbin dilini konuşuyor. Ve insan, uzun zamandır ilk kez bu dili yeniden hatırlıyor.
Burada, sorun veya suçlu teknolojinin varlığında değil… Onunla kurduğumuz ilişkinin doğallığını ve sınırını kaybetmiş olması. Çünkü teknoloji, insanın yerine geçmek için değil, onu tamamlamak için vardı… Ama biz onu, kendimizin yerine koymaya başladık.
Derdimiz ne bizim, paylaşmak mı görünmek mi istiyoruz.
Çünkü görünmek, var olmak değil di, değilde zaten…Hissetmeye ne oldu?
