Birçok aile çocuklarına karne hediyesi aldı. Karne, eğitim sisteminde akademik performansın bir göstergesi olarak görülür. Oysa karne notundan önce ailelerin asıl sorgulanması gereken şey çocukların yalnızca ne öğrendiği değil, nasıl bir ruh hâliyle yetiştiğidir. Yapılan araştırmalar, küçük yaşlarda çocukların şiddeti bir iletişim aracı olarak kullandığını ortaya koyuyor. Çocuklar her türlü materyali silah olarak kullanıyor.
Bu durum münferit bir olay yada tesadüfle izah edilemez. Bireysel bir “çocukluk sorunu” da değildir.
Psikoloji ve sosyoloji bize açıkça şunu söyler: Çocuklukta görülen ağır şiddet davranışları, anlık öfkenin değil; uzun süreli ihmalin, duygusal yoksunluğun ve yanlış sosyalleşmenin sonucudur. Sınır ve sorumluluk dengesinin kurulamadığı ortamlarda yetişen çocuklar, öfke nöbeti geçiren, vicdan yoksunu, empati kuramaz bir birey haline gelir.
Peki bu çocuklar neden bu kadar öfkeli ve bu kadar kontrolsüz?
Galiba bu sorunun cevabında toplum olarak içerisine düştüğümüz bir yanılgı var:
“Bu benim çocuğum, ben kendi çocuğumla ilgilenirim, gerisi beni ilgilendirmez.”
Bu düşünce yanlıştır.
Çünkü ihmal edilen her çocuk, yalnızca kendi hayatını değil, başkasının hayatını da riske atar ve tehdit eder. Bu yüzden çocuk yetiştirmek bireysel değil, toplumsal ve kamusal bir sorumluluktur.
Bu çocuklar “başkalarının çocukları” olabilir ama hepimizin sorumluluğundadır.
Çocukları dünyaya getirmek, yalnızca biyolojik bir eylem değildir. Aynı zamanda onlara adaletin, güvenin ve sağlıklı toplumsal bir yaşamın yükümlülüğünü de vermek gerekir. Bu yükümlülük yerine getirilmediği zaman talihsiz olaylar ve vahim sonuçlar yaşanabilir.
Karne dönemlerinde aileler genellikle “Ne hediye alalım?” diye sorar.
Ancak burada göz ardı edilen kritik bir gerçek vardır. Çocuğun ruhsal gelişimi, maddi ödüllerle değil; sevgiyle, saygıyla, karşılıklı ilişkiyle ve anlamla şekillenir.
Ekran karşısında geçirilen uzun zaman, pahalı oyuncaklar ya da kısa süreli lüks deneyimler çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamaz. Aksine, bağ kurma becerisini zayıflatır. Çocuk, ilgiyle değil nesnelerle büyütüldüğünde, sabırsız haz odaklı ve doyumsuz olur.
Bugün internet ve sosyal medya, çocuklar için bir öğrenme alanı olmaktan çok; sahte yüzlerin, sahte kimliklerin ve sürekli onay arayışının mekânı hâline gelmiştir. Akademik çalışmalar, bu ortamların çocuklarda özgüven değil; özdeğer kaybı, kişilik bozukluğu ve saldırgan davranışlar ürettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Özsaygının gelişmediği bir yerde empati de gelişmez. Empati olmayan yerde ise şiddet kaçınılmazdır.
Çocuklar, söylenenleri değil gördüklerini yaşadıklarını içselleştirir. saygının olmadığı, sevginin koşullu olduğu adaletsiz bir ortamda büyüyen çocuklardan sağlıklı davranışlar beklemek gerçekçi değildir. Çocukları ihmal ediyoruz ve bu ihmalin bedelini yalnızca aileler değil, tüm toplum ödeyecektir.
Bu nedenle karne hediyesi olarak sunulması gereken şey; pahalı hediyeler değil, birlikte geçirilen zaman, aile içi bağ, toplumsal sorumluluk bilinci ve insan olmanın anlamıdır.
Bir atasözü bu gerçeği son derece yalın biçimde ifade eder:
“Evladın iyi malı ne yapacaksın evladın kötü malı ne yapacaksın?”
Aklını kullanan ve vicdan sahibi çocuklar olmadan güvenli bir toplum mümkün değildir. Bugün görmezden gelinen her sorun, yarın çok daha ağır bir bedelle karşımıza çıkacaktır.
Bu tablo karşısında rahatlamak değil, endişelenmek, sorumluluk almak ve harekete geçmek zorundayız

